​Hayat, her zaman yükselen bir grafik değildir; bazen en sert düşüşler, en yüksek sıçrayışların hazırlık evresidir. Girişimcilik ekosisteminde “iflas” kelimesi genellikle bir son gibi algılanır. Oysa gerçekte iflas, bir insanın yeteneklerinin, hayallerinin ya da onurunun tükenmesi değil; sadece mevcut iş modelinin o günkü şartlarda geçerliliğini yitirmesidir.

​İtibarın Değil, Sadece Tabelanın İflası

​Bir şirketin kapısına kilit vurulması, o girişimcinin zihnindeki tecrübe hazinesine haciz konulabileceği anlamına gelmez. Gerçek yıkım, pes edildiği an başlar. Çevrenizdeki seslerin “başaramadı” dediği o sessiz dönemde, aslında en büyük başarınız olan “tecrübeyi” heybenize doldurursunuz. Unutmayın ki; bugün dünya devi olan markaların birçoğu, kurucularının defalarca kapattığı dükkanların küllerinden doğmuştur.

​Zorunlu Molalar: Yaylanma Süreci

​Kendi işinin patronuyken, şartlar gereği bir başkasının bünyesinde “ücretli çalışan” olarak devam etmek bir geri adım değildir. Aksine, bu bir stratejik geri çekilmedir. Ailesine bakmak, borçlarını temizlemek ya da yeni bir sermaye biriktirmek için o masaya oturan girişimci, aslında bir “yay” gibidir; ne kadar çok gerilirse, bıraktığında o kadar uzağa fırlayacaktır. Bu süreçte kazanılan kurumsal disiplin ve dışarıdan bir gözle piyasayı izleme fırsatı, bir sonraki hamlenin en büyük yakıtıdır.

​Korkuyla El Sıkışmak

​Yeniden başlamaktan korkmak insani bir reflekstir. Ancak kahramanlık, korkusuz olmak değil; korkuya rağmen yürümeye devam etmektir. Milton Hershey’den Soichiro Honda’ya kadar tüm “Anka Kuşları”, en karanlık anlarında bile içlerindeki o ışığı sönmekten korumuşlardır. Onlar için başarısızlık bir durak değil, bir öğretmendi.

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir yanıt yazın