Ülkemizde kurulan şirketlerin istatistiklerine bakıldığında karşımıza ürpertici bir tablo çıkıyor: Şirketlerimizin %80’i ilk 5 yılını, hayatta kalanların büyük çoğunluğu ise ikinci kuşağı göremiyor. Üçüncü kuşağa devredebilenlerin oranı ise sadece %3 civarında. Peki, bu kadar emek, sermaye ve hayal neden bu kadar çabuk “kurumsal birer mezarlığa” dönüşüyor?
​Cevap sadece ekonomik krizlerde gizli değil. Asıl sebep; kurumsallaşmayı sadece tabela değiştirmek sanmamızda.
​Tapu Sahipliği vs. Marka Mülkiyeti
​Türkiye’de şirketler genellikle “tek adam” vizyonuyla doğar. Kurucu baba veya patron, her şeyi en iyi bilendir. Ancak bu güç, zamanla şirketin etrafına örülen sinsi bir hapishaneye dönüşür. Patronun aklındaki devasa planlar, ne yazık ki resmiyetle ve hukukla mühürlenmez.
​Örneklendirelim: 30 yıl boyunca gece gündüz çalışarak bir sektörü domine etmiş bir dev düşünün. Fabrikaları var, binlerce çalışanı var… Ama o “kör nokta” hala orada: Markası hala kurucunun şahsi adına tescilli, patentleri güncellenmemiş, tasarımları taklitlere açık. Bir gün devir teslim vakti geldiğinde, o dev yapının sadece “beton ve demirden” ibaret olduğu, asıl değer olan “fikri mülkiyetin” korumasız kaldığı fark ediliyor. İşte o an, miras kavgaları ve hukuki boşluklar içinde koskoca bir imparatorluk bir gecede kumdan kaleye dönüşüyor.
​Biz Uygun Patent olarak, mülkiyetini sadece “tapu” sanan, oysa asıl mülkiyetin “marka ve vizyon” olduğunu unutan çok sayıda şirketin sessizce silinip gidişine şahitlik ettik.
​”Bize Bir Şey Olmaz” Kültürünün Sonu
​Şirketlerimizin ömrünü kısaltan en büyük zehir, “Bize bir şey olmaz, biz hallederiz” özgüvenidir. Dünyanın en köklü şirketleri, her bir vidasını hukukla ve patentle zırhlandırırken; bizde kurumsallık genellikle bir sonraki krize kadar ertelenen bir lüks olarak görülür.
​Uzun ömürlü olmanın şifresi; şirketi kişilerden bağımsız, dokunulmaz bir hukuki kale haline getirmektir. Eğer markanızı çocuklarınıza değil de hukukun korumasına devredemiyorsanız, aslında devredecek bir şirketiniz yok demektir. Sadece geçici bir iş yeriniz vardır.
​Sonuç olarak;
Türkiye’de şirketlerin ömrünün kısa olması bir kader değil, bir stratejik ihmaldir. Uzun ömürlü bir çınar olmak istiyorsanız, köklerinizi sadece toprağa (sermayeye) değil, hukuka ve profesyonel mülkiyet haklarına salmalısınız.
​Gelecek nesillere bir “sorunlar yumağı” mı bırakacaksınız, yoksa dünya çapında tescilli bir “değer” mi? Karar sizin, ama unutmayın; kurumsal mezarlıklar “vaktim vardı” diyenlerle dolu.
​Saygılarımla,
​İsmail Sadırlı Yönetim Kurulu Başkanı, Uygun Patent

Categories:

Tags:

Comments are closed